Giriş biraz geciktiği için sistem doğrudan görevliye yönlendirmişti ama başarı ile memur sorun çıkarmadan işlemleri hızlı bir şekilde halletti. Şu an aracımın ilk muayenesi tarihin o haklı huzuruyla, gölgelik bir köşede hem insanlar seyrediyor hem kavurucu güneşten kaçıp nefes alıyorum. Etrafıma bakındığımda, insanların üzerindeki o görünürlük hissedebiliyorum. Tedirginlik yüzlerine, ellerine, hatta ayak duruşlarına bile net bir şekilde yansımış. İnsanlar adeta bir idam sehpasına çıkarmak gibi bekliyorlar. Oysa ben rahatım; tek temennim ekipman kontrollerinde saçma sapan bir aksilik çıkmaması.
Tam da bu gözlemleri yaparken, egzoz muayenesi sırasında önümde yaşanan bir sahne dikkatimi çekti. Sırada 1992-1993 model, beyaz bir Toros vardı. Sahibi, egzoz performansı için arabasının arkasını hafif bir rampaya dayamış, sınırsız gaza basıp çekerek memurun ölçüm yapmasını sağlıyordu. Toros'un o emektar motorundan çıkan sesler adeta “ben artık yoruldum” diye bağırıyordu. Nihayetinde o aracın da muayenesi bitti. Toros'un sahibi elinde neyle çıkabilir?
En son çıkan lansman renginde, neredeyse bindiği arabanın piyasa ürünleri denk gelen “Pro Max” serisi son model bir akıllı telefonla. Adamın kaybı ya da sıkıntılı ifade her şeyi ele veriyordu. Araç LPG'liydi, muhtemelen fazla yakıt yakıyordu ve kulak misafiri olarak bildiğimiz motorla ilgili başka sorunlar da vardı. Zaten o zamanların muayeneden geçirilmesi neredeyse imkansızdı. Belli ki adamlarının omuzlarında tonla masraf ve kaybolacak zaman yükü mevcuttu. O bir gözüm bir Toros'a, bir de adamın elindeki o astronomik fiyata telefona bağlanır.
Bazı insanların hayatlarının görünümleri gerçekten tuhaf bir denklem üzerine kuruluydu. Canını ve emeğini taşıyan, evini omuzlayan emektar aracına gereken bakımı yapmaktan kaçınan biri, elinde arabasından daha değerli bir teknoloji parçasını gururla taşıyabiliyordu. Telefon, ulaşımdan ve hatta emniyetten bile daha üst sıralardaydı demek ki. Gölgenin serinliğinde, sarı tepeciklerin ötesinde batan gösterişli tozlu ışıklarına bakarken düşünüyordum: Bu coğrafyada insan, hayat paradokslarını en belirgin özellikler bu paslı istasyonlarda, bu sarı sıcağının ortasında seyrediyordu.